Blog Arşivleri

Kayıp zaman

lost

“When it was claimed at the beginning of the twentieth century
that cinema represented a new age for humanity,
people did not realize how true this was.
In cinema, not only does nothing stop but, most important,
nothing necessarily has any direction or sense,
since on the screen physical laws are reversed.
The end can become the beginning,
the past can be transformed into the future.
” *
-Paul Virilio, Information Bomb

Eskilerin tanrılaştırdığı bir çok güç vardı. Gök gürültüsü, ateş, Güneş, hayvanlar, su bunlardan sadece bir kaçı.

21. yüzyılın tanrıları nesneleştiren gücünün son kurbanı da Kronos oldu.

Lost izleyenler, zamanı takip etmeyen, zamanla oynayan bir hikaye nasıl olur çok iyi bilirler. Ama bu yeni bir şey değil. Son zamanlarda izlediğimiz hemen bütün filmler, diziler ve hatta popüler romanlar, doğrusal olmayan anlatımı benimsemiş durumda. Mesela bildiğim kadarıyla hiçbir Stephen King veya Orhan Pamuk romanı, anlattığı olayları en öncesinden en sonuna kadar sırasıyla anlatmaz. Harry Potter serisinde bile bunun örneklerini bulabilirsiniz: Zaman, yazarın şekillendireceği bir malzemedir.

Türk dizilerinde “geçmişi anlatma” kavramı bile zaten yeni yeni başarılabildiğinden doğrusal olmayan hikaye olayına bu piyasada pek girilmiş değil (belki Çemberimde Gül Oya istisnalardan biri olabilir). Ama isterseniz dünyada popüler olan birkaç diziye göz atalım:

howimetyourmotherHow I Met Your Mother‘ın zaten iki basamaklı bir zaman akışı var: birincisi Ted’in çocuklarıyla yaptığı konuşma, ikincisi de anlattığı olaylar. Bir de bunun üzerine, anlatılan olaylar arasında sık sık 90’lara ve eski bölümlere geri dönüşler yaşıyoruz.

CSI, Without a Trace ve Cold Case gibi polisiye diziler zaten başından sonuna kadar geçmiş olaylara kısa dönüşler içeriyor. Hiçbirinin tek bir bölümü bile doğrusal zaman kullanmıyor.

Aynı şekilde Dexter, My Name is Earl ve Pushing Daisies de, bu tip geçmişe dönüşler olmasa hiçbir şekilde senaryolarını yürütemezlerdi.

Tüm bu diziler doğrusal olmayan anlatımın günümüzde ne kadar geçerli olduğunun örnekleri olsa da Lost ve Heroes kadar baskın şekilde bunu özetleyecek dizi azdır.

Heroes‘da zaman yolculuğu Hiro sayesinde ana konulardan biri olduğu için, doğrusal olmayan zaman zaten otomatikman dizinin merkezine oturuyor. O yüzden detaylar en azından bu yazı için oldukça gereksiz.

{Buradan sonrası Lost‘un beşinci sezonuna başlamamış olanlar için spoiler içeriyor}

lost-islandDoğrusal olmayan zamanın Lost bakımından önemi biraz daha farklı, çünkü “zaman” Lost için hem hikaye anlatılırken kullanılan bir malzeme, hem de dizinin kahramanlarından biri. Lost’un ilk bölümünden itibaren dizinin anlatımı tamamen flashback‘lere dayanıyor. Üçüncü sezonun finalinden itibaren işin içine bir de flashforward‘lar giriyor. Zaten üçüncü sezonda buldukları beyin yıkama odasındaki video tersten dinlendiğinde “only fools are enslaved by time and space” denmesi de, zamanın Lost için kabul edilmiş bir akış değil, bir nesne olduğunu gösteriyor.

Dördüncü sezonun beşinci bölümüyle beraber, zamanda ileri geri gitme olayı sadece bir hikaye anlatım yöntemi değil, hikayenin bir parçası haline geliyor. Ve beşinci sezonda zaman yolculuğu artık dizinin temel temalarından biri oluyor.

Lost’la ilgili geliştirilen teorilerin hemen hepsi zaman yolculuğunu merkeze alıyor. Bu, dizinin şimdiye kadarki kısmını izlemiş kimse için sürpriz değil. Çünkü Lost, zamanı nesneleştiren günümüz toplumunda yaşayan biri için gayet anlamlı.

Var olan her şeyi fiziksel kayıtlara dökebilen, sonra da bunları ileri-geri sarıp montajlayabilen bir kültürün zamana bakışı nasıl bundan farklı olabilirdi ki?

>> Retrolara doyamadık (18 Şubat 2009)

*Yirminci yüzyılın başında sinemanın insanlık için yeni bir çağı temsil ettiği iddia edildiğinde insanlar bunun ne kadar doğru olduğunu fark etmediler. Sinemada hiçbir şey durmadığı gibi, daha önemlisi, hiçbir şeyin bir doğrultusu veya anlamı yoktur, çünkü ekranda fizik yasaları tersine çevrilir. Son, başlangıca dönüşebilir, geçmiş gelecek haline getirilebilir.”

Hangi modeller in ?

İnsan imajları da diğer her şey gibi sürekli üretilip, yenilenip, pazarlanabildiği zaman, moda olan ve modası geçen insan tiplerinden de söz etmek mümkün olur.

İşte CNBC-e‘nin web sitesinden dünya çapında popüler dört dizinin tanıtım resimleri: Gossip Girl, Terminator: The Sarah Connor Chronicles, Prison Break ve My Name is Earl. İşaretli üç fotoğraftaki erkeklerin ve kadınların birbirlerine bu kadar benzemeleri gerçekten enteresan: erkeklerde kısa saç, sakalsız, kemikli bir yüz, sorgulayıcı gergin bir surat ifadesi ve mutlaka bir çeşit ceket; kadınlarda geniş ve yuvarlak alın, uzun saç, ince burun, küçük çene, biraz küçük (aslında biraz da Türk tarzı) gözler ve üç resimde de göğüslere vurgu…

En sağdaki Earl ise tam bir iticilik abidesi tabii ki. (Yoksa hayranlarını üzmemek için ‘alternatif çekicilik’ mi deseydim?)

büyütmek için resme tıklayın

_______________

>İlginizi çekebilir:

Noktasal tarih: “Bu aralar 50’ler moda” (7 Şubat 2009)