
Arkadaşım Cem, Taraf gazetesinin Telesiyej köşesinden bir yazıyı, Okan Bayülgen’le ilgili yazımın altında paylaşmıştı.
“Okan Bayülgen’in alayları mesnetli midir mesnetsiz midir?” başlıklı yazıyı okuduktan sonra, yazının dayandığı yanlış kabulleri eleştirmek şart oldu.
Yazı aşağı yukarı şöyle gidiyor:
Okan Bayülgen programını arayanlarla veya ele aldığı konularla genelde alay eder, ama bu alaycılığının sebebini pek açıklamaz. Oysa bizim kültürümüzde dayanaksız mizah kabul görmez, eleştirinin nesnesinin açıklanması beklenir. Yazara göre “modernitenin bozamadığı, dejenere edemediği bir esastır bu. Zorlanıp dejenere edildiğinde ise bıyık altından gülünen bir duruma düşülür”.
Müş.
Mesnetsiz alay bir süre şov dünyasının hatrı için kabul edilse de iş ciddileştikçe olayın tadı kaçar, alaycı karakter yerle yeksan olur. Muş.
Yazara göre Yeşim Salkım Okan Bayülgen’i Serdar Ortaç konusunda “demistifiye ederek” Bayülgen’in çöküşünü başlatmış.
Benim hatırladığım kadarıyla diyalog kabaca şu şekildeydi:
YS: Serdar benim çok sevdiğim bir arkadaşım. Kendisi burada olmadığından onun hakkında konuşmayı doğru bulmuyorum.
OB: Ne yani Madonna hakkında konuşacağımız zaman da onu mu çağırmamız gerekiyor? Serdar medyada yer alarak kendisi hakkında yorum yapılmasını kabul etmiş zaten.
Ne yalan söyleyeyim, ben burada Yeşim Salkım adına bir “demistifikasyon”, Okan Bayülgen adına çöküş göremedim. Daha çok Yeşim Salkım’ın içinde yer aldığı dünyayla uyumsuzluğu göze çarpıyor olsa olsa.
Telesiyej‘deki yazının özü şu paragrafta söyleniveriyor:
Batı usulü şov da olsa, bu coğrafyada her eğlencenin, ortaya yuvarlanan her alayın bir yerinde, bir hücresinde mutlaka siyasi bir olgu bulunur. Bunu uzun süre gizleme arzusu ticaridir ama uzun sürmez.
Yazarın fena halde yanıldığı birkaç nokta var:
Öncelikle, mizahın siyasetle iç içe olması bizim coğrafyamıza özgü bir şey değil. Mizah, tiyatronun ortaya çıktığı en eski kültürlerden beri siyasî eleştiri aracıdır. Anadolu’nun bu konuda bir orijinalliği filan yoktur. Zaten siz mevcut klişelerle alay ettiğiniz anda onlara dayanan sosyal ve kültürel statükoyu eleştirmiş olursunuz. Yani bu coğrafyada olsun olmasın her türlü mizahın “bir hücresinde siyasi bir olgu bulunur”. Bu bir.
İkincisi, modernitenin mizahın bu işleviyle en ufak bir sorunu yoktur. Aksine, modernite mizahı böyle kullanan Voltaire gibi karakterlerin omuzları üzerinde yükselmiştir zaten. Mizahın politik işlevi modernitenin tam kalbindedir. Modernitenin ürettiği mizahî eserler bu işleve dayanarak var olur.
Bu ilişkiyi bozan ve dejenere eden modernite değil, onun hain evladı olan ekran kültürüdür. Ekran-öncesi kültürlerde bilgi kaynağı gerçek hayat, gerçek hayatın eleştirildiği yer ise sahnedir. Yani eleştirinin öznesiyle nesnesini birbirinden kolaylıkla ayırt edebilirsiniz.
Oysa ekran kültüründe hem bilgi kaynağı, hem de eleştirinin yeri sahne/ekrandır. Dolayısıyla eleştirinin (yani mizahın) öznesi ile nesnesi birbirine karışır. Bu yapı içinde, Telesiyej yazarının eski zamanlara özgü “siyasî mizah” beklentisi tamamen ilgisizdir. Levent Kırca tarzı “memurun filesi boş” esprileri bu çerçevede iş yapamaz. Ekran, dayanaksız, açıklamasız, Telesiyej yazarının deyimiyle mesnetsiz mizaha, çok daha uygundur.
Ve bu durum, yazarın düşündüğünün aksine, kimseyi “bıyık altından gülünen bir duruma” düşürmez. Çünkü mevcut kültürün ruhuna en uygun mizah tarzı budur.
Zaten Okan Bayülgen’in mesajsız mizahının zamanın ruhuna ne kadar uygun olduğunu görmek için, söz konusu yazının yazarı gibi ideallere değil, gerçeklere bakmanız yeterli: Televizyon Çocuğu ekranlara çıkalı neredeyse 14 yıl oldu. Bayülgen haftanın üç gecesi saatlerce program yapıyor. Yakın gelecekte popülerliğinin düşmesi için de ortada bir sebep görünmüyor.
Yani, eski eğlence kültürünü benimsemiş insanların beklentisinin aksine, mesnetsiz mizah kazanıyor. İnsanlar mesnetsiz, dayanaksız, referanssız bir hayat yaşarken, eski zamana ait mesnetli, dayanaklı, referanslı mizah istemiyorlar.
Zaten kimi kendi kültürüne tamamen yabancı bir mizahla güldürebilirsiniz ki?












İlginizi çekebilir:
Nihayet Okan Bey [28 Aralık 2009]
“Görüntü niyetine buradaydık yani?” [26 Şubat 2009]
yorum yapanlar