Öyle büyük bir taş ki

9 12 2009

Başlık: “DTP Genel Merkezi’ne saldırı“.

Eğer bir grup, organize bir şekilde DTP Genel Merkezi’ne roketatarla saldırı düzenlemiş olsa, bu başlık atılabilirdi.

Dört-beş kişi DTP Genel Merkezi’ne sopalarla baskın düzenlese ve az miktarda maddî hasar verse bu başlık yine uygun olurdu.

Adamın teki sarhoş bir halde gidip DTP Genel Merkezi’ne taş atsa, “DTP Genel Merkezi’ne saldırı” diyerek yine yalan söylemiş olmazdınız.

NTVMSNBC’nin haberi tüm bu ihtimallerden en hafifini içeriyor, ama belirsizliğiyle ihtimallerin tümünü ima ediyor. İlk görüşte, hele ki bugünlerde yaygın olan gerginliğin etkisiyle insan en kötü ihtimali göz önünde canlandırıyor. “Saldırı” kavramı Schrödinger’in kedisi gibi tüm belirsizliğiyle insanın aklına giriyor.

Haberi okuduktan sonra bile o ağır saldırı görüntüsü insanın gözünün önünden gitmiyor. Bu hayalî saldırının etkisi, diğer haberleri okurken de derinliğini koruyor.

Başlıkların ve fotoğrafların habere dikkat çekmenin iki aracı haline geldiği bu ortamda kendi kendini sakinleştirmek okuyucuya kalıyor.

Tabii okuyucunun böyle bir derdi varsa. Aksi halde tek bir başlığın açtığı delikten yayılan çatlaklar yavaş yavaş yerleşip kalıyor.

Her gün binlerce kişinin okuduğu bir İnternet sitesi bir taşı alıp haber yapınca o tek bir taş öyle büyüyor ki binlerce kişi tarafından görülebiliyor.





Dünya barışı hiç bu kadar yakın olmamıştı

8 12 2009

Ekran haberciliğinde görüntü seçimi her zaman hayatî önemdedir. Bunu daha önce “Kötü haberlerle gelen çirkin adam!” başlıklı yazıda incelemiştik.

Başbakan Erdoğan’ın ABD gezisiyle ilgili haberleri Radikal’den takip ederken tam tersi bir durumla karşı karşıya kaldık.

Bu fotoğrafa bakıp da duygulanmamak mümkün mü? Hadi diyelim duygulanmadınız, en azından gülümsemişsinizdir.

Bakın aha şuraya yazıyorum (literally): dünya liderlerinin bütün ikili kombinasyonlarını bir araya getirip böyle bir fotoğraf çeksek savaş mavaş kalmaz. En ciddi sorunumuz iPod’ların pillerinin yenilenememesi olur.

Add to FacebookAdd to DiggAdd to Del.icio.usAdd to StumbleuponAdd to RedditAdd to BlinklistAdd to TwitterAdd to TechnoratiAdd to FurlAdd to Newsvine





Trend’in dayanılmaz hafifliği

7 12 2009

“Everybody is doing it”. BedJump.com‘un sloganı bu. Çünkü bu tip bir trend için verilecek daha ikna edici bir sebep yok.

Her eğlence gibi bunun da aşılması gereken bir zorluğu var: kafanızı gözünüzü yarmadan bir yatağın üstünde zıplayacaksınız, ve bir şekilde tam havadayken resminiz çekilecek.

Saçma mı geldi? “Everybody is doing it” sizce yeterince ikna edici değil mi? Peki, Facebook kullanmak için başka herhangi bir sebebiniz var mı? Başka hiçkimse kullanmasa Facebook’ta kimi tag’leyecek, bulduğunuz linkleri kiminle paylaşacaksınız? Daha iki yıl önce Gucci modellerine özenip kestirdiğiniz saçlarınızın aslında suratınızı haddinden fazla küçük gösterdiğini fark etmemek için başka bir gerekçeniz var mıydı? Peki ya 80′ler boyunca dar kotların altında tenis ayakkabısı, ya da 90′lar boyunca bol tişört üstüne oduncu gömleği, altına da buz mavisi kot giymek için?

Bir sürü şeyi sırf “başka herkes yaptığı için” yapıyoruz zaten. İlk bakışta yatak üstünde zıplayıp fotoğraf çektirmek en hafif tabirle boş bir eğlence gibi gelebilir. Ama günlük hayatınızı biraz daha inceleyin. Yaptığınız çoğu şey için daha derin bir gerekçe bulamayacaksınız.

Muhbir: Yagub





Yağmurdan kaçarken…

6 12 2009

Stuart McMillen’in çizimleriyle George Orwell’ın ve Aldous Huxley’in distopyaları arasındaki farklar. Huxley’in “cesur” ve “yeni” dünyasıyla bizimki arasındaki benzerlikler hakikaten ürkütücü.

Muhbir: Begüm

Kaynak: Recombinantrecords.net

Add to FacebookAdd to DiggAdd to Del.icio.usAdd to StumbleuponAdd to RedditAdd to BlinklistAdd to TwitterAdd to TechnoratiAdd to FurlAdd to Newsvine





Nazik davetinizi nazikçe reddettiğim için çok özür dilerim

2 12 2009

Aşağıdaki videoyu çoğunuz izlemişsinizdir. Ben şahsen ilk gördüğümde dalga geçtiklerini düşünmüştüm. Ta ki HaberTürk’ün haberini okuyup bu çeviri işlerinin hâlâ ne kadar kafadan atarak yapıldığını anlayana kadar.

Muhabir satır aralarından anlam çıkartmış maşallah.

Konu 1993′te Galatasaray’ın transfer teklifini reddeden Rijkaard’ın menejerinin Galatasaray’a gönderdiği mektup. Orijinal metin şöyle:

“Dear Mr. Cansun,

In reply to your fax of July 20, 1993, I regret to inform you that my client Frank Rijkaard is not interested in a transfer to Galatasaray Sportsclub.”

“Temsilcisi olduğum Frank Rijkaard takımınıza transfer olmakla ilgilenmiyor.” Bitti. Bu kadar açık ve net.

Peki HaberTürk’e göre Rijkaard menejeri aracılığıyla Galatasaray’a ne cevap veriyor?

“Bu nazik teklifinize teşekkür ederim. Ancak ben artık kendi ülkemde futbol oynamak istiyorum. Bu sebeple de teklifinizi nazik bir şekilde reddediyorum.”

Habercilerin hayal dünyasında öyle bir Rijkaard var ki nezaketten ölecek neredeyse. Neyse ki haberi düzeltmek için tek yapmamız gereken haberle birlikte verdikleri belgeye bakmak.

En azından fazla bir araştırmaya gerek kalmıyor. Bunu takdir etmek lazım.





O yüzde 2′yle tanışmak istiyorum

30 11 2009

Tamam da kimin geleceği?

Anadolu Ajansı’nın yaptığı haberi alıntılayan NTVMSNBC anlatıyor:

‘Mükelleflerin ve Vergi Dairesi Personelinin Vergi Bilinç Düzeyleri Üzerine Bir Uygulama Çalışması” konulu araştırma, toplumun vergi konusuna bakış açısında ilginç sonuçları ortaya çıkardı.

Buna göre, ”Türkiye’de herkes vergisini tam olarak ödüyor mu?” sorusuna katılımcıların yüzde 98′i ”hayır” cevabı verirken, sadece yüzde 2′lik bir kesim herkesin vergisini tam olarak ödediğini savundu. (NTVMSNBC)

Haberi yapan Anadolu Ajansı’nın şaşırdığı konu Türk halkının yüzde 98′inin gerçeğin farkında olması. Bunu size aktaran Ekran Memuru’nu şaşırtan, Türk halkının yüzde 2’sinin “herkesin vergisini ödediğine inanması”.

Anadolu Ajansı köpeğin adamı ısırmasını haber yapıyor. Ben şahsen halkın yüzde 2’sinin “köpek herhalde adamı ısırmamıştır” demesini garipsiyorum. Araştırmanın konusu mükelleflerin bilinç düzeyiyse, en azından bu konuda mükellefler gayet bilinçliler: yüzde 98′i herkesin vergi ödemediğinin farkında.

Ha bir de korelasyon meselesi var. Adı geçen araştırmacılar, vergi mükelleflerinin, herkesin vergisini ödediğine dair inancı arttıkça vergiye yönelik tutumlarının da gelişeceğini belirtmişler. Bundan çıkarılacak en saçma sonuç “insanları herkesin vergi ödediğine inandıralım, böylece vergi ödesinler” şeklinde olurdu.

Umarım araştırmacılar böyle bir saflık içinde değillerdir ama haberi kaleme alan arkadaşların buna inandığı gibi bir hisse kapılıyor insan. Burnumuzun dibindeki insanlar vergi kaçırırken sen adamlara gidip “sizce herkes vergisini ödüyor mudur?” diye sorarsan onlar da “hayır” der. Devlet binlerce dolar harcayıp “herkes vergisini ödüyor, sen de öde” diye bir kampanya yapsa da, insanlar yine kayınçosunun vergi kaçırdığının farkında olur, o çekilen saçma salak kampanya filmlerinin bütçesine vergileriyle katkıda bulunmayı reddederler.

Ta ki vergi ödemeyi haklı kılacak bir şeffaflık ve verimlilik sağlanana kadar.

Ha bir de Gölcük Depremi sırasında çıkarılan “geçici” vergiler kaldırılana kadar.

TRT’nin Sibel Can’a ödediği program ücretleri vergilerle telafi edilmezse de ayrıca motive edici olabilir tabii.

Peki ya böyle haberler üreterek geçinen Anadolu Ajansı’nın ödeneklerinin de bu vergilerle sağlanıyor olması?

Şahane değil mi?

Add to FacebookAdd to DiggAdd to Del.icio.usAdd to StumbleuponAdd to RedditAdd to BlinklistAdd to TwitterAdd to TechnoratiAdd to FurlAdd to Newsvine





Ben bu tişörtleri sevdim

27 11 2009

İnternet deryasında sörf eyler iken Snorg Tees nâm bir tişört şirketine denk geldüm. Sırf mizah amaçlı olarak göz atmak bile yeterince eğlenceli.

Aşağıdaki Top 10′i bu sitedeki tişörtler arasından seçtim. Üstelik reklam parası da almadım. Afferim bana.

10

9

8

7

6

5

4

3

2

1

Bu son tişörtü hediye etmek istediğim insanlardan biriyle tanışmanızı istiyorum: