Libya’dan bahsetmesem rahatsız olur musunuz? Ortalıktaki yüzlerce yoruma ben burada bir tane daha ekleyince oradaki insanlara katkıda bulunmuş olmuyorum. Japonya’da da durum aynı.
Gelin biraz, her şeyi etkileyen bir başka konudan, para savaşlarından bahsedelim.
Savaşın İlk Yılları
Kişisel bilgisayarın yükselişini en iyi kullanan iki yazılım devi Microsoft ve Apple’ın yıllarca yazılım dünyasına hükmettiğini herkes bilir. Asıl soru, bunların arasından, nasıl olup da Google ve Facebook gibi devlerin doğabildiği.
Aslında her şey basit bir körlükle başladı: Microsoft, İnternet’in değerini göremedi. Bu kadar basit. Dünyayı değiştirecek olan ağ yayılırken Microsoft bu konuda neredeyse hiçbir şey yapmadı. Hatta Bill Gates durmadan “İnternet abartılıyor” şeklinde açıklamalar yapıp durdu.
Oluşan bu boşlukta çeşitli hizmetleri bir portalda toplayıp kullanıcılara sunma mantığını benimseyen Yahoo! bu konuda liderliği ele geçirdi. İnternet’te istediğiniz içerikleri bulmanızı sağlayan düzgün bir arama motorunun olmadığı 90′larda Yahoo! tipi portallar İnternet’i verimli kullanmanın anahtarıydı. Çünkü bir arama motoruyla istediğiniz türde içeriğe ulaşmak mucize kabul ediliyordu.
Microsoft ise Yahoo!’nun e-posta’daki rakibi Hotmail’i satın almakla yetindi.
O sıralarda Yahoo!, kapıldığı kibir ve rehavetin bedelini ağır ödeyeceğinin farkında bile değildi. Her ne kadar bir online portal olarak kendini kanıtlamış olsa da, bağımsız bir arama motorunun İnternet’teki bağımsız içerikleri ne kadar güçlendirebileceğini hesap edemedi. Zirvede olduğu yıllarda iki Stanford öğrencisi tarafından kendisine önerilen sistemi satın almayı reddetti.
Yahoo!’dan bekledikleri ilgiyi göremeyen bu iki öğrenci, yani Sergey Brin ve Larry Page kendi şirketlerini kurdular ve Google arama motoruyla İnternet’i baştan aşağı değiştirdiler. Tabii paranın akış yönünü de. (Ofislerine koskoca harflerle “Don’t be evil” yazan ikilinin, “evil” derken Microsoft’u kastettiği kabul edilir.)
Tüm bu karmaşa içinde Yahoo!, zararını minimuma indirmeye çalışan sıradan bir İnternet platformu haline geldi.
Derken sosyal medyanın yükselişi başladı. Ne Microsoft, ne Yahoo!, ne Apple, ne de Google bu fenomeni görüp doğru zamanda doğru hamleleri yapabildiler. Friendster çöküp duran server’larıyla şansını kaybederken, MySpace ise kullanıcılarını sürekli kısıtlayarak antipati toplarken, aradan sıyrılan Facebook bir anda sosyal medyayı ele geçirdi.
Facebook’un banner satışlarını ele geçirmek için yapılan mücadelede Microsoft, zarara girmeyi göze alarak yaptığı teklifle Google’ı tarihinde ilk defa büyük bir yenilgiye uğrattı. Ve o andan itibaren Google sosyal medyada kaybetmeye başladı.
Google’ın Stanford mezunu sosyal medya uzmanı Orkut Büyükkökten’e hazırlattığı ve onun adını verdiği Orkut da iyi bir başlangıç yapsa da, Brezilyalılar ve Uzak Doğulular tarafından ele geçirilince ABD’de bir anda popülerliğini kaybetti.
Facebook bir yandan da Google’dan üst düzey transferler yapıyordu. Bunun en önemli örneği, Google’ın Küresel Online Satış ve Operasyonlar Başkan Yardımcısı Sheryl Sandberg’in, Facebook’a COO olarak geçmesi ve sosyal ağın reklam sistemini baştan aşağı reforme etmesiydi. Kendisi hâlen Facebook’un ikinci en güçlü yöneticisi ve firmanın reklamdan çuvallarla kazandığı parada en büyük pay sahibi olan kişi.
Google’ın bu dönemlerde sosyal medyadaki eksikliğini gidermek için geliştirdiği Buzz ise, paylaşım sistemini hesapsız oluşturduğu için büyük tepki topladı ve sakat doğan bir ağ olarak tarihe geçti.
Sosyal medyanın ilk yılları biterken saflar bu şekildeydi: Bir tarafta İnternet’teki bütün başarılı girişimleri (YouTube, Keyhole a.k.a Google Earth, vs.) bünyesine katmayı alışkanlık haline getiren Google; diğer tarafta bilgisayar dünyasının eski “sahibi” Microsoft’un da desteğiyle yeni mucize Facebook, bilgisayar ekranlarındaki hakimiyet için mücadele ediyorlardı.
24 Saat Online Hayat
Aslında uzun zamandır İnternet’e bağlanan avuç içi bilgisayarlar (PDA’ler) satıştaydı zaten. Ama Apple’ın, iPod gazıyla geliştirdiği ve 2007′de piyasaya sürdüğü iPhone her şeyi değiştirdi. İnternet’i aktif kullanabilen telefonların, BlackBerry’nin aksine, eğlenceli olabileceği anlaşılınca, 21. yüzyıl insanının opsiyonel organı durumundaki cep telefonları sosyal medyanın bel kemiği haline geldi.
Sosyal medyada yenilgi üstüne yenilgi alan Google bu fırsatı kaçırmadı. Geliştirdiği Android işletim sistemini Apple ve BlackBerry ürünlerine alternatif haline getirerek yerini sağlamlaştırdı. Samsung’un büyük yankı uyandıran Galaxy’si gibi araçlarda tercih edilen Android, mobil İnternet ortamına adeta kazık çaktı.
Bugün
Sosyal medyada iç savaş devam ediyor. Bir yandan Facebook, Foursquare’i ve Groupon’u bastırmak için yeni uygulamaları devreye sokup yükselişte olan küçük şirketleri bünyesine katarken, bir yandan da Microsoft’la yaptığı işbirliğiyle Google’ı zorluyor.
Microsoft, Facebook chat’le kendi hizmetlerini entegre etmeye çalışıyor, çünkü Windows Live adıyla yürütmeye çalıştığı sosyal medya projesinin can çekiştiğini artık kendileri dahil herkes görebiliyor.
Facebook’un arama hizmeti olarak Google yerine Bing’i tercih etmesi de Google’ın bir zamanlar rakipsiz olduğu arama motoru işinde Microsoft’u güçlendiriyor. Ne de olsa pek çok Facebook kullanıcısı artık aramalarını Facebook’tan çıkmadan Bing sistemini kullanarak yapıyor. Facebook’un testlerine başladığı arama kutusu ise bu cephede yeni çarpışmaların habercisi.
Reklam sağlama konusunda da rekabet tüm şiddetiyle devam ediyor: Facebook, kendi platformunu kullanan programcılara nazik bir dille “onaylanmamış reklam hizmetlerini kullanmamalarını” kısaca Google Ad Sense’den uzak durmaları gerektiğini belirtiyor.
Sosyal ağda Facebook’la birlikte çalışan Microsoft, mobil ağlarda da Nokia’yla işbirliği içinde. Blackberry, iPhone ve Android bazlı araçlar (HTC, Samsung, vs.) karşısında iyice şamar oğlanına dönen Nokia, Microsoft’un hayat öpücüğüne bel bağlamış durumda.
Yani?
Yani sosyal medya eski hayata karşı mücadelesini hızla sürdürürken kendi içinde de çok kutuplu bir savaşa sahne oluyor. Yine de bundan zarar görmüyor. Çünkü İnternet’in serbest rekabete uygun doğası sayesinde, düzeltmeler, geliştirmeler, yeni versiyonlar, yamalar birbirini izliyor. Kullanıcıyı mutlu edemeyen şirket ya da servis kısa sürede yok oluyor.
Kısaca, eski dünyanın aksine, yeni dünyada iç savaşlar bile kaliteyi getiriyor. Kendi içindeki kutuplaşmaları bile yeniliğe ve gelişime çevirebilen yeni dünyanın neden eskisini hızla geride bıraktığını sormaya gerek var mı?


Tolga
27 Mar 2011
iletişim ile ilgili kaynak bulmaya zorlandığımız, tarih müfredatı Atatürk’ün ölümüyle biten bir ülkede; nefis bir tarihi özet olmuş
eline sağlık hocam