Yazıya şarkılı türkülü giriş yapalım dedim ama, siz bunu okurken YouTube sansürlü olacak mı olmayacak mı bilemiyorum tabii.
Neyse…
Bir blog yazarıysanız, bu yazı size duymak istediklerinizi değil, duymanız gerekenleri söyleyecek. Şu son bir haftadır bir anda politik aktivist kesilen ve aktivist sayısındaki geçici artış kalıcıymış gibi davranan blogger sayısı bence yeterince yüksek. Benim bu kitleye katılmam hiçbir fayda sağlamayacak. Şu anda “ne yapmalı?” kısmını daha çok ciddiye alasım var.
Tabii ki Google’ın blog platformu Blogspot’un, iki yıl aradan sonra tekrar kapatılmasından bahsediyorum. Sebebin de Blogspot üzerindeki bazı bloglarda kaçak maç yayınlanması olduğunu duymayan bilmeyen kalmadı.
Digiturk’le Google arasındaki tartışma son birkaç gündür alevlendi. Digiturk Google’ı defalarca bu konuda uyardığını iddia ederken Google da kısa bir açıklamayla kendilerine bu konuda bir şikayet geldiğinde mutlaka değerlendirdiklerini belirtti.
Sıradan biri için hangi tarafın doğruyu söylediğini bulmak zor, ama SosyalMedya.co’nun yayınladığı belgelere bakılırsa Digiturk’ün suçlu olan blogları değil Blogspot’un tamamını şikayet etme “başarısını” gösterdiği bir gerçek.
Durumu analiz edebilmek için iki hayalî blog belirleyelim. Bir tanesinin adı BelesTepe olsun ve Lig TV maçlarını izinsiz olarak yayınlasın. Diğerinin adı da PatiHikayeleri olsun. Farz edelim bu da bir kızcağızın kedisiyle yaşadığı maceraları paylaştığı bir blog.
Bu blogların ikisi de Blogspot’tan hizmet alıyorlar. Açıkça görüldüğü üzere BelesTepe yasa dışı yayın yapıyor. PatiHikayeleri ise banallik derecesinde yasal.
Digiturk, mahkemeye gönderdiği şikayetle, otuz-kırk yasa dışı blogu engelleyebilmek için yasal yayın yapan binlerce insanın da bloglarının kapanmasını talep etmiş oluyor.
Sanki ortada bir salgın varmış da bir an önce kapatılmazsa PatiHikayeleri de maç yayınlamaya başlayacakmış gibi, karantina kararı talep ediyor Digiturk.
Mahkeme de bu talebi hiç garipsemiyor. Nasıl garipsesin? 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlara Müdahale Edilmesi Hakkında Kanun‘a göre blog hizmetini sağlayan Blogspot, yayınlanan içeriklerden doğrudan sorumlu sayılıyor. Yani mahkemenin eli kolu bağlı. Değil mi?
Gerçekten de öyle mi acaba?
Kanuna göz atalım isterseniz:
İçeriğin yayından çıkarılması ve cevap hakkı
MADDE 9- (1) İçerik nedeniyle hakları ihlâl edildiğini iddia eden kişi, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması halinde yer sağlayıcısına başvurarak kendisine ilişkin içeriğin yayından çıkarılmasını ve yayındaki kapsamından fazla olmamak üzere hazırladığı cevabı bir hafta süreyle internet ortamında yayımlanmasını isteyebilir. İçerik veya yer sağlayıcı kendisine ulaştığı tarihten itibaren iki gün içinde, talebi yerine getirir. Bu süre zarfında talep yerine getirilmediği takdirde reddedilmiş sayılır.
(2) Talebin reddedilmiş sayılması halinde, kişi onbeş gün içinde yerleşim yeri sulh ceza mahkemesine başvurarak, içeriğin yayından çıkarılmasına ve yayındaki kapsamından fazla olmamak üzere hazırladığı cevabın bir hafta süreyle internet ortamında yayımlanmasına karar verilmesini isteyebilir. Sulh ceza hâkimi bu talebi üç gün içinde duruşma yapmaksızın karara bağlar. Sulh ceza hâkiminin kararına karşı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilir.
(3) Sulh ceza hâkiminin kesinleşen kararının, birinci fıkraya göre yapılan başvuruyu yerine getirmeyen içerik veya yer sağlayıcısına tebliğinden itibaren iki gün içinde içerik yayından çıkarılarak hazırlanan cevabın yayımlanmasına başlanır.
(4) Sulh ceza hâkiminin kararını bu maddede belirtilen şartlara uygun olarak ve süresinde yerine getirmeyen sorumlu kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İçerik veya yer sağlayıcının tüzel kişi olması halinde, bu fıkra hükmü yayın sorumlusu hakkında uygulanır.
Tekrar okuyorum:
İçerik nedeniyle hakları ihlâl edildiğini iddia eden kişi, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması halinde yer sağlayıcısına başvurarak kendisine ilişkin içeriğin yayından çıkarılmasını … isteyebilir.
Kanuna göre verilmesi gereken karar, Digiturk’ü mağdur eden içeriğin (yani belestepe.blogspot.com’un) yayından kaldırılması ama diğer içeriklere (mesela patihikayeleri.blogspot.com’a) dokunulmaması.
Verilen karar: Blogspot’a erişimin (yani hem BelesTepe’nin hem de PatiHikayeleri’nin) bütünüyle engellenmesi.
Kısacası, mahkemenin verdiği karar kanunen yanlış. Bahanesi de teknik olarak sadece belirli blogların engellenmesinin becerilememesi.
Peki ne zamandan beri devletin teknik beceriksizliği herhangi bir suç işlememiş insanların haklarının gasp edilmesine dayanak oluşturuyor?
Türkiye’de bu soruya verilecek cevap maalesef İnternet’in icadından bile öncelere dayanıyor. Ülkemizde bir suçu engellemek için bir sürü temel hak ihlâl edilebiliyor. Bunun adı da adaleti sağlamak oluyor. Karşı çıktığınızda da suçluları savunuyor durumuna düşüyorsunuz. Buna her konudan örnekler sıralayabilirsiniz. Biraz esnek düşünmeniz yeterli.
Peki Mücadele?
Blog yazarları mücadelelerini iki temel araç üzerinden yürütüyorlar: Facebook ve Twitter. Twitter’da #blogumadokunma hashtag’i günlerce trend olarak kaldı. Facebook’ta ise Bloguma Dokunma sayfası 15 bin takipçiye yaklaşmış durumda. İnternet kullanıcısı kitlenin çok büyük bir kısmı bu harekete destek veriyor.
Cümleye italik harfler ekleyerek tekrar söyleyelim: İnternet kullanıcısı kitlenin çok büyük bir kısmı bu harekete destek veriyor. İnternet toplumu konuya tepkili, çünkü Blogspot’u külliyen yasaklamanın ne kadar büyük bir saçmalık olduğunu anlayabiliyorlar.
Eski toplum ise konuya yabancı. İşin kötü kısmı, bu kanunları yazanların, uygulayanların, ve hatta haber yapanların büyük bir kısmı İnternet toplumunun bir parçası değiller. Eski toplumda yaşıyorlar. Arada Ayşe Özyılmazel, Mehveş Evin, Rahşan Gülşan, Nihan Bora gibi istisnalar çıksa da, genel anlamda tam bir ilgisizlik söz konusu. Çünkü İnternet’i en iyi ihtimalle gazete okumak, kira ödemek ve e-mail göndermek için -yani eski tarz hayatın bir aracı olarak- kullanıyorlar. Yeni bir yaklaşımı gerektiren yeni bir yaşam tarzının oluştuğunu fark edebilme şansları yok.
Bu yüzden de yasa dışı yayın yapan bir sitenin kapatıldığını düşünüyorlar. Yani olan biten onlara göre gayet normal.
İnternet toplumunun yaptığı da maalesef Facebook sayfasına görsel yüklemekten ibaret kalıyor. Bu mücadeleyi küçümsemek tabii ki kesinlikle haddime düşmez. Hiçbir şey yapmamaktansa en azından konuya dikkat çekmek bir başarıdır. Ben sadece bir konuda gözlerimizi açmamız gerektiğini düşünüyorum:
İnternet’teki bu tip yasaklamalar iki dünyanın çatışmasının bir sonucu. Bizi yönetenlerin ait olduğu eski hayat, her noktada yeni hayata karşı mücadele ediyor. Bazı durumlarda kazanamayacağını görüp geri çekiliyor (dilerseniz buna Hüsnü Mübarek tarzı deyin), bazı durumlarda da alabildiğine çirkinleşerek koltuğuna sarılıyor (Buna da Kaddafi yöntemi diyebilirsiniz).
Yeni hayat bireyin gücünü kabul etmeden anlaşılamaz. İnternet toplumu, birey toplumudur. Televizyon toplumu ise kitle toplumu. Onlarca kişi toplanıp televizyon izleyebilirsiniz, ama bilgisayarı ancak bir kişi kullanabilir.
Bu yüzden de birey haklarının, özellikle de haberleşme özgürlüğünün sakatlanması yeni dünyada kabul edilemez. Bir şeyle mücadele edeceksek, bununla etmeliyiz. Oysa Bugün blogunun kapanmasına tepki gösteren yazarların çok çok azı başka bir ortamda başka birinin bireysel hakları gasp edildiğinde gıkını çıkartıyor. Bu yüzden de tabii ki gösterilen tepki İnternet dışında çok az yankı yaratabiliyor. Çünkü tutarsız. Oysa politik bir mücadelenin anahtarı tutarlılıktır.
İnternet’i bu tip saldırılara karşı korumanın tek yolunun, sadece blogumuz elimizden alındığında değil, her zaman birey haklarını savunmak olduğunu fark etmediğimiz sürece tepkilerimiz eksik kalacak. Böyle ciddi bir iddiası olmayan anlık tepkiler de ancak Twitter’da trend olmakla kalacak ve bizi bu geri kalmış yasalardan kurtarmayacak.
Dost acı söyler.

Posted on 05 Mar 2011
0