Sosyalleşmenin ikinci günü

Posted on 09 Şub 2011

1


(Şimdi burada kalkıp da bütün gün konuşmaları dinlemiş gibi özet yazmak da vardı. Ama dürüst olmak daha güzel. Dün Cem Mumcu’nun dediklerini uyguluyorum ben de: Sosyal medyada kendim oluyorum, rahat ediyorum. Hadi hayırlısı bakalım.)

Sabah çalar saatin “snooze” tuşunu bir güzel eskitiyorum ki gece işe gittiğimde mesai başında sabahlamak sorun olmasın. Böylece sadece Batesmotelpro ve Sosyal Medya Diplomasisi oturumlarını değil, Moda 2.0′da modacıların o sanatçı duruşlarını izleme fırsatını da kaçırıyorum.

Galatasaray Üniversitesi’nin labirentlerinden geçip de Coşkun Kırca Salonu’na ulaştığımda dördüncü oturumun başladığını görüyorum.

Mobil Sosyal Ağlarda Kullanıcı Deneyimi: Özgürol Öztürk, Berna Şamiloğlu, Erdem Yurdanur

Salona girer girmez yoğun bir data bombardımanıyla karşılaşıyorum. Data toplayan akademisyenlerin sunum yaparken yaşadıkları genel bir sorun vardır: Sayısal verileri o kadar çok severler ki, kendi kendilerine çalışırken olduğu gibi sayılar içinde kendilerini kaybederler ve çıkarımlara ulaşacak zaman bulamazlar. Özgürol Öztürk de benzer bir sorun yaşıyor. Elinde kalabalıkla paylaşmak istediği o kadar çok istatistik var ki, seyircinin büyük kısmı bir sayfadaki sayıları anlamlandırmaya çalışırken o üç sonraki sayfaya geçmiş oluyor. Oysa çok önemli noktalara değiniyor Özgürol Hoca. Mesela, araştırma sonucunda fark etmişler ki Facebook ve Twitter gibi sistemlerin cep telefonları ve tablet bilgisayarlar için geliştirdikleri uygulamalar orijinal sitelerden o kadar farklı ki gençler bu uygulamaları kullanmakta zorlanıyorlar ve cep telefonlarında da tıpkı bilgisayarda olduğu gibi tarayıcıdan (browser) doğrudan siteye girmeyi tercih ediyorlar. Ayrıca şu eleştiriyi de getiriyor: Facebook gibi siteler Türkçe versiyonları hazırlarken düz çeviri yapıyorlar ve bu kafa karışıklığına sebep oluyor. Mesela deneklere durumlarını güncellemelerini (status update) söylediğimizde sayfayı “refresh” ediyorlar.

Turkcell’i temsilen gelen Berna Şamiloğlu da kendi şirketiyle ilgili çeşitli sayılar verdikten sonra, 2011 yılında mobil sosyal ağların daha da gelişeceğini ve Turkcell olarak buna hazırlık yaptıklarını anlatıyor. Bir Turkcell müşterisi olarak (evet) heyecanlanıyor muyum? Pek sayılmaz.

Kıyameti Erdem Yurdanur’un tuhaf sınıflandırması koparıyor. Diyor ki Yurdanur: Sizin “sosyal ağlar” diye topluca ifade ettiğiniz hizmetler aslında ikiye ayrılır. Biri Facebook ve benzerleri gibi sosyal ağlardır. Bunlarda önceden tanıştığınız insanlarla haberleşirsiniz. Diğeri de Twitter ve benzerlerini içeren bilgi ağlarıdır. Buradan yeni insanlarla tanışır, yeni şeyler öğrenirsiniz. Diyor ki Yurdanur: Mesela ben bu sunumda kullandığım verileri Twitter’dan öğrendim. Takip ettiğim gazetecilerin yazılarını filan hep Twitter’dan takip ediyorum. Oysa Facebook geyik amaçlı kullanılıyor. Facebook’taki newsfeed’in kirliliği oradan bilgi edinmeyi zorlaştırıyor.

İşte bu noktada memurunuz dayanamayarak Kara Murat misali ileri atılıyor ve sorusunu soruyor: Neden Facebook bilgi kaynağı olamıyor? Neden Twitter sosyal ağ olamıyor? Facebook’tan da pek çok makaleye vs ulaşabiliriz?

Erdem Yurdanur başlıyor anlatmaya. Diyor ki Facebook aslında yakın zamana kadar hayran sayfalarını ön plana çıkarmıyormuş. Twitter’ın başarısını gördükten sonra bu hizmeti ön plana çıkarmaya başlamış.

Tam “ben uzatmayayım ama birisi çıkıp Facebook’un en eski reklam sistemlerinden birinin hayran sayfaları olduğunu söylesin” diye düşünürken benden sonra mikrofonu alan arkadaş golü atıyor. Oturum böylece kapanıyor.

Sosyal Medyada Nefret Söylemi: Mutlu Binark, Tuğrul Çomu, Günseli Bayraktutan-Sütcü, Ali Rıza Keleş, Habitat İçin Gençlik Derneği

Binark, Çomu ve Bayraktutan’ın yaptıkları sunumları izleyince insan keşke her birinin birer saati olsaydı da paylaştıkları örnekleri sindire sindire analiz edebilselerdi diye düşünüyor. Ama tabii ki böyle bir imkan yok. Bu tip organizasyonlarda maalesef süre sınırlı oluyor ve bu kısa süreyi en verimli şekilde değerlendirmek de organizatörlere düşüyor. Onlar da bunu oldukça iyi yapmışlar gibi görünüyor. Sonuçta daha önce belki de çoğu kişinin hiç dikkat etmediği, “geyik” videolar diye izlediği içeriklerin aslında nefret söyleminin önemli örnekleri olduğunu hatırlıyoruz.

STK temsilcilerinin anlattıkları ise nefret söylemiyle mücadele konusuyla oldukça ilgili, ama sosyal medyayla biraz ilgisiz kalıyor.

Homo Digitalis ve Popülist Kültür: Fatih Güner, Yiğit Karaahmet, Elif Dağdeviren, Aras Öztürk Çolak (Sami Hazinses) ve Ateş İlyas Başsoy

Sonrasında sıra ilk iki günün (Bigumigu+Cem Mumcu programıyla birlikte) en keyifli sohbetine geliyor. Önce karakterleri tanıyalım: Fatih Güner, Ekran Memuru’nun sevdiği bloglardan Meşgul Sinyali‘nin ve SMW İstanbul sponsorlarından SosyalMedya.co‘nun kurucusu, fotoğrafçı, eski art direktör, ve daha bir sürü sıfata sahip üretici bir adam. Yiğit Karaahmet ve Aras Öztürk Çolak, @YiitK ve @samihazinses isimleri altında sahip oldukları binlerce takipçiyle Twitter’ın altını üstüne getiren iki popüler kişi. Elif Dağdeviren, (Tarkan’ın eski sevgilisi olmasından daha önemli olarak) İnternet pazarlama konusunda uzmanlaşmış, Netbul’un kurucusu ve Sosyal Alem programı yapımcısı. Ateş İlyas Başsoy ise Reklam Yaratıcıları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı.

Ezberlediniz mi? Sonra sorarım ama. Hadi bakalım…

Moderatör olarak Fatih Güner başlı alıyor sazı eline ve diğer konuşmacılara Twitter’daki takipçi sayısını önemseyip önemsemediklerini soruyor. Bu soruyla beraber konuşmanın odağı da belirlenmiş oluyor: Twitter.

Twitter’da 40 bin takipçiye sahip Elif Dağdeviren, takipçi sayısından ziyade takipçilerle iletişim kurabilmenin önemli olduğunu söylüyor. Derken Yiğit Karaahmet giriyor araya ve itiraz ediyor. “Ben Twitter’daki takipçilerle karşılıklı diyalog kurmayı sevmiyorum aslında. Ama kimseye karşı da burnu büyüklük yapmak istemiyorum. O yüzden arada cevap veriyorum mecburen.”

Derken bir Elif Dağdeviren’den, bir Ateş İlyas Başsoy’dan ilginç tespitler geliyor. (Ateş İlyas Başsoy kimdi? Reklam Yaratıcıları Derneği Başkanı. Sorarım dedim.)

Elif Dağdeviren, sanal hayat yerine paralel hayat terimini tercih ettiğini söylüyor. Gerekçeleri mantıklı: İnternet’te ne oluyorsa gerçek hayattaki insanlar tarafından yapılıyor çünkü Dağdeviren’e göre. Sanal gerçeklikteki insanlar sanal insanlar değiller, gerçek insanlar. Bu yüzden de İnternet’te olan her şey günlük yaşamın bir uzantısı.

Dağdeviren’in bir diğer vurgusu da sürekli İnternet’in suçlanmasına sebep olan “sahtelik” olayı -yani insanların sahte kimlikler edinip onlar üstünden ilişkiler üretmeleri. Elif Dağdeviren bunun İnternet’in olmadığı ortamlarda da olduğunu, günlük yaşamda pek çok insanın gerçek yüzünün sonradan ortaya çıktığını açıklıyor. Benim de aklıma yatıyor.

Ateş İlyas Başsoy ise konuya muhteşem ifadeler ve benzetmelerle nokta koyuyor. Twitter’ın ortaya çıkmasını çamaşır makinesinin icadına benzetirken, “uhrevî bir şey değil ama hayatlarımızı kökten değiştirdi” diyor. Twitter’da dönen muhabbeti çalışma sırasında yorulan insanın bara veya kafeye gidip başkalarıyla ayak üstü muhabbet etmesine, bir yandan da çevrede konuşulanları dinlemesine benzetiyor. İnternet’in insanları asosyalleştirdiği iddiasına da katılmıyor Başsoy: “Asosyal biri İnternet’te olsa olsa diğer asosyalleri bulur, onlarla sosyalleşir” diyerek itiraz etmesi hayli zor bir tespitte bulunuyor.

Sonlara yaklaşırken Fatih Güner ve Ateş İlyas Başsoy’un Ekşi Sözlük gibi ortamlarda nickname arkasına saklanarak yapılan hakaretlerle ilgili şikayetlerine Yiğit Karaahmet ve Sami Hazinses sözlüğü savunmaya girişiyorlar. Hayli ateşli devam eden tartışma, bu tip konularda her zaman olduğu gibi bir anlaşmaya varılamadan sona eriyor.

Bize de SMW olarak Galatasaray Üniversitesi’ne bu yıllık veda etmek düşüyor.

Posted in: Etkinlik