Sabah erkenden Galatasaray Üniversitesi’nin devasa kapısını iteklerken buluyorum kendimi. Social Media Week’in ilk gününe cep telefonundaki GPS’i kullanarak gitmek anlamlı. İçeri girer girmez Foursquare’de check-in olmak da öyle.
Neyse, üniversitenin dev gibi kapısını salona girmeye çalışan çocuk gibi korkarak itekliyorum ama açılmıyor. Suratımda =/ ifadesiyle çevreye bakarken yolun karşısındaki kapıyı görüyorum. Meğer kampüse giriş boğaz tarafındanmış.
Bir şekilde içeri girdikten sonra Keops’tan hallice yer altı tünellerini Sadettin Teksoy misali aşıp salona varıyorum. İlk etkinlik için hazırlıklar tam gaz.
Fashion Forward: Koray Caner, Günseli Türkay ve styleboom
Koray Caner ve Günseli Türkay salona birlikte geliyorlar. Pazartesi sabahı, hafta içi: Salonun tıklım tıklım olmasını kimse beklemiyor. Salondakiler ve İnternet’ten izleyenler Twitter’dan #smwmoda hashtag’ini kullanarak yorumlar yapıp sorular sorabiliyorlar. #smwmoda sayfası konukların arkasındaki perdeye yansıtılıyor. Koray bir yandan muhabbete katılıyor, bir yandan da gelen tweet’lerden beğendiklerini retweet yapıyor.
Konuşmanın üçüncü konuğu styleboom, organizasyonun ruhuna gayet uygun bir tarzda muhabbete Twitter’a yazdığı yorumlarla katılıyor. Bu yorumları sohbete Koray Caner ekliyor.
Aslında zıt görüşleri temsil ediyor gibi görünseler de birbirlerini tamamlıyorlar: Koray Caner, sosyal medyanın gelip geçici bir akım olmadığını, ama zamanla daha da oturacağını ve içerik üretiminde başarısız olanların eleneceğini vurgularken, Günseli Türkay da aşağı yukarı aynı mealde “geleneksel medyada emek ve bilgi nasıl değerliyse, sosyal medyada da aynı şekilde değerli” diyor. Hatta açık açık “elinde fotoğraf makinesiyle gezip ‘blog’um var’ diyen insan görmekten gına geldi” diyor. Haksız mı? Tamamen değil.
Bigumigu’dan Sosyal Medya Trendleri: Aygül ve Yalçın Pembecioğlu
Türkiye’nin en başarılı reklamcılık sitelerinden Bigumigu’nun kurucuları Aygül-Yalçın Pembecioğlu çifti alıyor ardından sahneyi. Sosyal medyanın bebeklik adımlarından bugününe tarihini anlatıyorlar kısaca. Nostalji bombasını dial-up sesi dinleterek yaşatıyorlar. Dinleyenlerin kimi eski günleri hatırlayıp gülümserken kimisi Yalçın Pembecioğlu’nun yaptığı açıklamalardan dial-up’ın ne demek olduğunu çözmeye çalışıyor. Çevrede oturanlardan “Yonja ne ki?” gibi cümleler duydukça insan bir anda ne kadar yaşlandığını fark ediyor.
İngilizce’de “meme” denen olayın Türkçe çevirisi yok diye biliyordum, meğer “mim”miş. Bunu da Pembecioğulları sayesinde öğreniyoruz. Türkiye’de İnternet “mim”i olmadığı yanılgımızı da, “idare edemem anne”, “beyin bedava” ve benzerlerini izledikçe terk ediyoruz.
Social Celebrity Marketing: Kolpa
Bora Yeter hariç, hakikaten çok kolpa bir muhabbet dönüyor. Özellikle sunumun moderatörlüğünü üstlenen, sonradan adının Bilgen Aldan olduğunu öğrendiğimiz şahıs sanki Kolpa’yı üniversiteye söyleşiye getirmiş gibi “Peki nasıl tanıştınız?” gibi sorularla feci hâlde dinleyiciyi sıkıyor. Oysa Bora Yeter’den hayli ilginç gözlemler geliyor. “Sosyal medya aracılığıyla ünlü olma sürecinde,” diyor, “önemli olan tanınma değil, başarının sürdürülebilir olması”. Kim buna hayır diyebilir ki?
Türk Usulü Sosyal Medya: Erdil Yaşaroğlu, Mert Alemdar, Oğuz Savaşan, Fırat Ertem
Oldukça iyi seçilmiş konuklara sahip bir etkinlikle karşılaşıyoruz. Kolpa’dan sonra ilaç gibi geliyor adeta. Fırat Ertem muhabbeti yönetirken diğer üç konuşmacı da işin üç açısını temsil ediyor: SocialTrackers’tan Mert Alemdar firmaların sosyal medyadaki varlığını, Rabarba kurucusu Oğuz Savaşan işin ajans yönünü, Erdil Yaşaroğlu da sıradan kullanıcının bakış açısını oraya taşıyor. Erdil Yaşaroğlu görünüşe göre sosyal medyadaki varlığını bir marka olarak görmüyor. Yaptığı işi “sosyal medyayı kullanmak değil, sosyal medyada eğlenmek” olarak özetliyor. O kadar samimi ki, “Samsung’un genel müdürü Twitter’a girip ‘olm çok güzel televizyonlar getirdik gel bak’ dese çok hoşuma gider” diyebiliyor. Bu işin niye böyle olamadığını açıklamak Mert Alemdar’a düşüyor.
Türk Hava Yolları’nın paraşütlü videosunu ve Yaris’in “Lambaya Püf De” viralini yaratacak kadar kadar bu işin içinde olan Oğuz Savaşan da neden Facebook hesabı olmadığını açıklamaya çalışıyor.
Konuşmanın belki de en ilginç gözlemi Mert Alemdar’dan geliyor: “Şirketlere sosyal medyayı yasaklamak yerine çalışanlarını seeder (üretilen viral kampanyaları yayacak elemanlar) olarak kullanmaları gerektiğini anlatmaya çalışıyoruz,” diyor Alemdar. Ve noktayı koyuyor: “Eğer çalışanınızı denetleyecekseniz, cep telefonundan Facebook’a girilen bir zamanda bunu yasak koyarak yapamazsınız. Onun yerine onu arkadaş olarak ekleyin. Bakın o zaman iş sırasında ne kadar paylaşım yapabiliyor?”
Kendi Kendinin Medyası Olmak: Aygül ve Yalçın Pembecioğlu, Cem Mumcu
Daha önce kendi hazırladıkları sunumu yapan Bigumigu’cular, bu sefer Cem Mumcu’yu hayli derin bir sohbette ağırlıyorlar. Cem Mumcu aforizmaları art arda diziyor. Ben de burada kafama göre evirip çevirerek özetliyorum:
- Beğenilme isteği çok tehlikeli olabilir. İnsan çevreye vaad ettiği şeye dönüşmeyi isterse bu isteğin içinde kaybolabilir. Starlar bunu yaşarlar mesela. Ama sosyal medya bu isteğin sebebi değildir. Bu Taş Devri’nden beri olan bir istektir. Sosyal medya sadece bunun ayyuka çıkmasına yol açmıştır, o kadar.
- Bir insanın Facebook profilini inceleyerek çok rahatlıkla onun nasıl bir insan olduğunu anlayabilirsiniz. Bir insanı tanımak için Facebook profilleri sonsuz miktarda kaynak sunar. Paylaştığı fotoğraflar, ilgi alanları, paylaştığı yazılar, vs. Belki insan olduğu gibi görünmez, bazı yönlerini ön plana çıkartır ama bu da aslında çok önemli bir ipucudur: Hangi yönünü ön plana çıkartmaya çalışıyor? Neyi öne sürüyor? Bunlara bakarak insanları kolaylıkla çözebiliriz. İnsan kaynakları şirketleri saçma sapan testlerle vakit kaybedeceklerine bu profillere bakarak eleman alımı yapsalar çok daha başarılı sonuçlara varırlar.
- Eski zamana özenen edebiyat bugünün yaşamını temsil etmiyor. Edebiyat diye keçe yelekli bir şey dolanıyor ortalıkta. Blog’larda yazılan yazılar çok daha samimi ve günümüz insanını çok daha net ifade ediyor. Dizüstü Edebiyatı adlı serinin altyapısını bu bakış açısı oluşturuyor.
- İnternet’e uygulanan yasaklar, şunu henüz anlamamamızdan kaynaklanıyor: İnternet özgür bir ortam ama özgürlük aynı zamanda sorumluluğu getirir. Özgürlük sorumsuzluk değildir. Tam tersine, sorumluluk olduğu anda özgürlükten söz edilebilir. İnsanın sorumluluklarının bilincinde olarak kendisi gibi davranması onu özgürleştirir. İnternet’te rol yapma şansın vardır, ama kendin olursan o giysiyi kimse senin üstünden çıkartamaz.
* * *
Maalesef son etkinliğe katılamayarak işe dönüyorum. Oysa Serdar Kuzuloğlu’nun ağzından Sosyal Medya ve Popüler Kültür‘ü dinlemek bambaşka olabilirdi.
Yarın gün yine ilginç başlayacak: Batesmotelpro ekibi kafayı nasıl yediklerini anlatacak. Sonra diplomasi, moda ve günün sonunda Fatih Güner, İlyas Başsoy, Elif Dağdeviren, Yiğit Karaahmet ve Sami Hazinses’ten homo digitalis…
Dinlemeyi, düşünmeyi ve tartışmayı sevenler için beyin de bedava, SMW de. SMW fotoğrafları da bedava.
Yarın görüşürüz.

Tolga
12 Şub 2011
Güzel bir etkinlik olmuş gibi. gitmeye hazırlık yaparken kaçırmam iyi olmadı. konular arasında en çok bir ayrıntıyı sevdim: dial-up, yonja (mirc ve icq atlanmış sanki:). herhalde on yıldır dial-up kullanmamışımdır ve sesini hiçbiyerde duymamışımdır ama hala daha sesini doğru notasıyla taklit edebilirim
başında saatlerce bekleyip 2 site görüp kapatırdık. “dün yarım saat internete girdim oolum” gibi dialoglar da süperdi
mIRC’nin #zurna kanalında gezinirken birinin bana icq numarasını vermesiyle “istediğin kişiyle konuşabilme” devrimini de hatırladım. gerçi şimdi facebook’a ve twitter’a olduğu gibi yonja’ya karşı da bir ‘interaktiflik karşıtlığım’ vardı
acaba 10-15 yıl sonra “facebook/twitter/youtube ne ola ki?” gibi sorularla karşılaşır mıyız ?
gerçi sanmıyorum. yeni oluşumlar kendilerini yeninin ne olduğunu belirleyecek derecede yenilediği için çok zor görünüyor. belki de yerlerini alacak oluşumlar yeninin ne olduğunu yeninin ne olduğunu belirleyenden daha önce belirler. bakalım
Ekran Memuru
13 Şub 2011
mIRC ve ICQ da atlanmadı, hepsine değindi Bigumigu’cular itinayla:)