Bu dizide grev vardır

Posted on 24 Ara 2009

2


Uzaklardayken Türk malı televizyon başyapıtlarına rastlamak kolay değil. Biz oralarda Battlestar Galactica gibi daha mütevazi işlerle oyalanıyoruz. O yüzden kısa bir süre için memleketteyken elimden geldiği kadar dikkatli izliyorum Türk dizilerini. Mesela aile ziyareti sırasında anne-babanın ısrarı üzerine bir süre Samanyolu‘na maruz kaldık.

Tabii ki her Özcan Deniz dizisinde olduğu gibi entrikacı ebeveynlerin, ne istediğini bilmeyen gençlerin, ve ön dişlerini göstererek bir tarafa yaslanan Özcan Deniz pozlarının bini bir para. Ve her zaman olduğu gibi kendisi yine birbiri içine geçmiş aileler arasında kalmış aklı başında bir tipi canlandırıyor.

Yalnız diziyi izledikçe bir şeyler insanı rahatsız etmeye başlıyor. Örnek: Özcan Deniz Londra’dan yeni dönmüş. Bir diğer karakter soruyor, “Londra’da ne yaptın?” diye. Cevap:

“Rahatladım”.

E iyi, başka?

“Gezdim”.

Güzel.

“Bir gün benim bildiğim Londra’yı, bir gün x’in bildiği Londra’yı gezdik” (İsmi hatırlayamadım şimdi).

Şahane valla. Diziyi takip eden tanıdıkların söylediğine göre Özcan Deniz’in canlandırdığı karakter dış ticaretle uğraşıyor. E peki, her gün gezdin de Londra’ya gidiş amacın bu muydu Özcan? Dış ticareti böyle mi sürdürüyorsun? (Sadece bu değil tabii, bir de aileden birine fotoğraf makinesi almış. Asmalı Konak‘tan beri güzel sanatlara gönderme yaparak AB grubu izleyiciden prim toplamaya çalışıyorlar.)

Diziyi dikkatle izliyoruz. Özcan Deniz’in alakalı olduğu aile malî açıdan zor durumda. Peki hangi biri çalışıyor? İki tane kız var ortalıkta (birini Vildan Atasever canlandırıyor). İkisinin de işi gücü ortalıkta gezinip çene çalmak. Evdeki yaşlı teyze zaten hasta. Özcan Deniz’in şöyle oturup da iki hesap-kitapla uğraştığını görebilene madalya var.

Öbür aile daha da beter. Bir anne var (Hatice Aslan’ın canlandırdığı), bütün günü ofise şöyle bir uğrayıp kendini gösterip daha sonra müzayedelerde para harcamakla geçiyor. Kız aynı şekilde geceleri eller havaya yapmakla meşgul. Nereden bu ailenin geliri? Kimsenin para getirecek herhangi bir aktiviteyle doğru düzgün uğraştığını göremiyoruz.

Peki bu değirmenin suyu nereden geliyor? Bu şirketleri yürüten kim?

Bu çok eski bir masaldır ve soykütüğü taaa zavallı Sezercik'in sıpasını kırbaçlamayı saplantı haline getirmiş ve babasını bu obsesyona alet etmiş çirkin zengin çocuğuna kadar gider.

Kimse çıkıp da “zengin işte bunlar, işleri güçleri para harcamak. Şirketleri hep işçiler yürütür” demesin. Bu çok eski bir masaldır ve soykütüğü taaa eski Yeşilçam filmlerinde Münir Özkul’un yaşadığı mahalleyi satın alıp alışveriş merkezine çevirmeye çalışan kötü kalpli işadamına veya Sezercik’in sıpasını kırbaçlamayı saplantı haline getirmiş ve babasını bu obsesyona alet etmiş çirkin zengin çocuğuna kadar gider. İsterseniz baba parasıyla senelerce haytalık yapan Hababam Sınıfı öğrencilerinin eze eze bitiremediği fakir Ahmet’i de bu denkleme katabilirsiniz. Örnek bol.

Bu masala göre zenginler bir şekilde kafadan zenginlerdir. Muhtemelen aileden filan gelmiştir para. Zenginin kafadaki rolü bürosunda ayaklarını masaya koyup, sekretere çay demletip, fakirleri yok etmenin yolları hakkında beyin cimnastiği yapmaktır.

Bu masalı ciddiye alan bizim solcular da eli biraz para gören herkesi tembelin hası zannederler. Öte yandan, zengince bir tanıdık bulup biraz incelediğinizde görürsünüz ki o ailede eğer para yiyen birileri varsa, o parayı aileye getirmek için yırtınan birileri de vardır. Aksi halde bütün o servet gümbürtüyle yıkılır zaten. Örneği boldur.

Peki bu dizi ve film senaryolarında zenginler neden hep böyle bomboş? Neden fakirlerle ve birbirleriyle zıtlaşmadıkça hiçbir işlevleri yok? Senaristler çok mu gıcıklar acaba üst sınıf ailelere?

Belki. Ama tek sebebin bu olduğunu sanmıyorum. Ben, orta gelirli bir ailede yetişmiş orta gelirli bir insan olarak aslında problemi gayet rahatlıkla görebiliyorum.

Olay gayet basit: Senaristlerin “zengin” tabir ettiğimiz insanların nasıl çalıştığıyla ilgili en ufak bir fikirleri yok. Bir yandan da, toplumdaki yaygın söylem sebebiyle, çok çalışmayı zengin karakterlere bir türlü konduramıyorlar. Çünkü, Amerikan mantığının tersine, bizde “zengin ol ya da olmaya çalışırken öl” diye bir yaklaşım yoktur. Biri zenginse kesin bu işin içinde bir bit yeniği vardır.

Ama şunu bir türlü anlayamıyoruz ve anlamadığımızı da televizyon yapımlarında bile belli ediyoruz: Bir insan dalavereyle zengin olmuş olsa bile o hileleri ortaya dökmek için çabalamış, efor harcamıştır. Önemli bir kısmı da gerçekten uğraşıp didinerek belli bir varlığa ulaşmıştır. Aksini iddia etmek safdilliğin Marksistçesidir.

Samanyolu‘ndan sıkılıp mutfağa geçtiğimde Özcan Deniz’in ailesi eşyalarını satıp krizden kurtulmaya çalışıyordu. Valla ben şimdiden söyleyeyim, Özcan Bey Londra’larda “rahatladığı” sürece evi satsalar bile o evi kurtaracak parayı bulamazlar.

Bu son cümle saçma oldu gerçi ama siz mesajı aldınız.